Dava adamı; sırf davası uğruna yaşayan, çizgisinden zerre sapmadan ve eksen kaymasına uğramadan, savunduğu davayı, bütün dünyaya, her zaman, zemin ve platformda, hiç üşenmeden ve yılmadan ömrü boyunca anlatandır.

İnsanlık ve ulusların tarihine bakıldığında öyle sayıca da fazla değillerdir zaten dava adamları. Yaşadıkları dönemlerde toplumların ermişleri, dâhileri, bilgeleri olarak da anılırlar.

Bir adanmışlıktır dava adamlığı. Kim olurda olsun ve davası ne olursa olsun saygıdeğerdir o tür insanlar ve çok güzel ve özel insanlardır.

Davalarının birilerine göre hak ya da batıl olmaları çok önemi değildir. O ki onlar inanmış davalarına …. Ve davaları, idealleri uğuruna hiçbir fedakarlıktan kaçınmazlar ve canlarını hiçe sayarlar.

Tarih sayfasına göz gezdirdiğimizde;

İslam Tarihi boyunca Hazreti Ali (r.a) gibi kaç Müslüman gösterilebilir ki ölüm pahasına Hazreti Peygamberin yatağına uzanan.

Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram Veli gibi kaç Anadolu Ereni Müslüman sayılabilir ki toprak fethinden önce gönülleri fetheden,

Dönemin egemen güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerin tarihinde Mustafa Kemal Atatürk gibi kaç devlet adamı,

Hindistan’da Mahatma Gandi gibi inandığı şekilde yaşayan sadelik abidesi kaç pasif direnişçi,

Dünyada ve Güney Afrika’da Nelson Mandela gibi ırk ayrımı karşıtı 27 yılını zindanlarda geçiren Nobel barış ödülü sahibi kaç özgürlük savaşçısı ve devlet adamı,

Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran gibi idealleri olan kaç inanmış şair,

Deniz Gezmiş gibi darağacına gözünü kırpmadan giden 68 kuşağı kaç devrimci,

Che Guevara gibi evrensel bir kimlik kazanan kaç özgürlük savaşçısı,

Hafızalar yoklandığında muhtemelen pek çoğumuzun aklına ilk anda aynı kişiler veya benzerleri gelir.

Davaya olan inanç ve bağlılık ile şeref doğru orantılıdır. Kişinin davasına inancı ve uğrunda feda etiklerince artar şerefi. Dava adamlarının büyüklüklerinin sırrı dabundan olsa gerek.

Oranı farklı olsa da her insanın bir şerefi var tabi ki;

Kiminin şerefi; inandığı davası, mukaddesatı, vatan sevgisi, değerleri ve kişiliğidir;

Kiminin şerefi; ise sahip olduğu milliyeti, etnik kökeni, aşireti, işgal etiği mevki makam, oğlu, kızı, arabası, banka cüzdanları, borsadaki tahvilleri, yatları ve katları ve villalarıdır.

Örneğin; Ebu Süfyan’a, develeriyle çölde ilerlerken Müslümanların ordusuyla karşılamak üzereyken yolunu değiştirerek mücadeleyi terk ettiğinden ve yol arkadaşlarını yarı yolda koyduğundan ötürü senin şerefin nerede diye kızdıklarında Ebu Süfyan; “benim şerefim develerimin sırtında” dediğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Harunlar ve Karun’lar her çağda var. Her çağda Harun gelip Karun gidecekler olacak. Çok az da olsa tersi de olabilir tabi ki. Günümüzde zenginliğin boyutu dündenfarklı sadece.

Dünün yani çocukluğumun hümanistleri, ırk ayrımıkarşıtları, inanmışları, ülkücüleri, devrimcileri ve mücahitlerinden istisnalar hariç hepsi bugün belki birer bankacı, borsacı, fabrikatör, işetme sahibi, müteahhit,

Zenginlik, varlık sahibi olmak elbette suç değil. Anlaşılmaz olan insanların yıllar içerisindeki bakış açılarındaki ve yaşantılarındaki değişim.

Ehh neylersin hayat işte; kimi para pul biriktirir, kimi ise insan. Kimin daha kazançlı olduğu bilinmez.

Yakın tarihimizdeki bazı dava adamlarına bakacak olursak;

Bediüzzaman Said Nursî; ideali uğruna ömrü sürgünlerde ve zindanlarda geçen ümmi yani, hiç okula gitmemiş.
Davası uğruna evlenmeye çoluk çocuk sahibi olmaya bile ayıracak zaman bulamamış. Günümüzde üniversitelerde adına kürsüler açılmakta, kitapları onlarca dile çevrilmekte, doktora çalışmalarına konu olmaktadır.

İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’un isminin önünde profesör, general, ordinaryüs gibi sıfatlar yok, yurdumun insanı bir öğretmen. İnanmış bir yürek. 20 yüz yıl insanlarının sözüne en sadık olanlarından ve en cömertlerinden biri olarak bilinmektedir.

Dünyanın en zeki insanlarından kabul edilen Albert Einstein üniversite mezunu değildir. Üniversite eğitimi alamaması onu inandığı bilim davasından ve ideallerinden vazgeçirmemiş. Fizik alanındaki çalışmaları ile modern bilimi büyük ölçüde etkileyerek tarih sayfasına geçmiştir.

Edebiyat ve tiyatro alanında pek çok eser bırakan ünlü şair Şinasi maddi imkânsızlıklardan dolayı ancak liseyi bitirebilmişti amma onca zorluğa rağmen pes etmemiştir.

Günümüzün dünyaya mal olmuş yazarlarından Yaşar Kemal ancak ortaokul son sınıfa kadar okuyabildi. Ancak içindeki yazma aşkı ilerlemiş yaşına rağmen vefat edinceye kadar devam etmiş ve yeni romanlar yazmaya devam etmiştir.

Hayranlıkla yazılarını ve şiirlerini okuduğumuz Vatan şairi Namık Kemal’in ortaokul mezunu olması ideallerini hiçbir zaman olumsuz olarak etkilememiştir.

Şair “haydi git kendini daha fazla sevdirmeden”der. Dava adamları olağan bir şekilde halka mal oluyor. Kendilerini sevdirmek saydırmak için özel bir çaba içerisine bulunmuyor. İnsan bir başkasına zorla kendini sevdiremiyor ve dava adamı olacağım demekle de dava adamı olunmuyor. Uğrunda pek çok kimselerin düşünmekten bile irkildiği bedeller verilerek dava adamı olunuyor.

Şeyh Edebali "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" der.Mahatma Gandi. “Uğrunda ölmeyi göze alacağım çok dava var amma uğurunda insan öldüreceğim hiçbir davam yoktur” der. Yukarıdaki özdeyişler sözüm ona bir davası olduğuna inanan ve hiç gözünü kırpmadan insan katleden terör örgütlerine ithaf olunur. Dava insan öldürmek değildir.

Ezcümle;

Dava adamlarının sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Herkesin gözü hemen her alanda rol model olarak görmek istediğimiz dava adamları aramaktadır.
Acil kana ihtiyacı olan hastaya nadir bulunan gruptan kan arar gibi Acil hem de çok acil siyasette, bürokraside, bilimde, sporda, eğitimde, teknolojide, müzikte ve sosyal hayatın her alanında dava adamları aranmaktadır.