Ortadoğu…

Dünyanın en eski medeniyetlerinin doğduğu,

Peygamberlerin yürüdüğü, İnsanlık tarihinin en köklü kültürlerinin filizlendiği kadim topraklar.

Ama ne yazık ki bugün bu coğrafya çoğu insanın zihninde başka bir görüntüyle yer ediyor; yüz yıllardır süren savaş, yıkım, bitmeyen acı ve göz yaşı.

Bugün yine aynı manzarayla karşı karşıyayız.

Tek kutuplu bir sistemde biz Müslümanlar için bu Mübarek günlerde Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki gerilim tırmanırken, başta Lübnan olmak üzere hemen tüm bölge ülkelerine sıçrayan askeri hareketlilik bölgede yeni bir savaşa yol açtı.

Dünya âlem biliyor ki Bernard Shaw’ın deyimi ile “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Emperyalist Amerika’nın“ İran’ı özgürleştirmek için (!) bölgede olduğunu.

Bombardıman haberleri, füze saldırıları ve siren sesleri gene Ortadoğu’nun gündelik dili haline gelmiş durumda.

Oysa bu coğrafyanın kaderi savaş olmak zorunda değil.

Ortadoğu’nun tarihi aslında yalnızca çatışmaların değil, aynı zamanda ticaretin, bilimin ve kültürün de tarihidir.

Bağdat’taki kütüphaneler,

Şam’daki medreseler,

Kudüs’teki inançların buluşması…

Bunların hepsi bu toprakların bir zamanlar insanlık için nasıl önemli bir merkez olduğunu gösteriyor.

Bugün ise aynı şehirleri, televizyon ekranlarında üzülerekdumanlar ve enkazlarla canlı canlı izliyoruz.

Savaşın en ağır bedelini ise her zaman olduğu gibi yaşlılar, kadınlar ve çocuklar ödüyor. Çocuklar okula değil sığınaklara gidiyor.

Aileler çocukları için gelecek planı yapmak yerine hayatta kalabilenin hesabını yapıyor. Her yeni bombardıman yalnızca bir askeri hedefi değil, aynı zamanda insanların umutlarını da vuruyor.

Bu tabloyu sadece bugünün siyasi gerilimleriyle açıklamak da yeterli değil. Ortadoğu, uzun yıllardır küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer alıyor. Enerji kaynakları, stratejik geçiş yolları ve ideolojik rekabetler bu coğrafyayı adeta uluslararası politikanın satranç tahtasına dönüştürüyor.

Ancak satranç tahtasında taşlar hareket ederken, gerçekte hayatını kaybedenler “taşlar değil insanlar” oluyor.

Bir başka acı gerçek ise; Ortadoğu’daki her savaş, bir sonraki çatışmanın tohumlarını da ekiyor. Yıkılan şehirler yeniden inşa edilebilir, ama kaybedilen güveni ve kırılan toplumsal dokuyu onarmak çok daha uzun yıllar alıyor. Bu yüzden bölgedeki her yeni bomba, aslında geleceğin barış ihtimalini de biraz daha zayıflatıyor.

Hepimiz birkaç yıldır Ortadoğu’da bazı ülkelere getirilen Arap Baharını ve bu ülkelerin özgürleştirme politikalarının akıbetini biliyoruz.

Amin Maalouf Ortadoğu insanını yani bizi şöyle tanımlar: "Her şeye inanan ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar. Bir dinleri olduğu için ahlâka ihtiyaçları kalmamış gibi davranırlar. Devamlı söylenirler ama çözüm bulmazlar, sadece şikâyet etmek için yıllarca söylenirler."

Bugün dünya kamuoyu Ortadoğu’daki gelişmeleri endişeyle izliyor. Ancak sadece endişe duymak yeterli değil. Uluslararası toplumun kalıcı barış için gerçekçi ve adil çözümler üretmesi gerekiyor. Çünkü savaşların kazananı olmaz; yalnızca kaybedenleri vardır.

Biliyor musunuz 1969 da kurulan ve zaman zaman İsrail’i kınamaktan başka hiçbir işlevi olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) ismi ile bir teşkilat var.

Bu teşkilat sayısal olarak Birleşmiş Milletler Teşkilatından sonraki en büyük hükümetler arası bir kuruluştur.

İslam İşbirliği Teşkilatı dört kıtaya yayılan üye devletleri ile İslam dünyasının haklarını korumayı amaçlıyor (!).

Ayrıca teşkilatın Bosna-Hersek, Orta Afrika Cumhuriyeti, KKTC, Rusya, Tayland’dan oluşan 5’te gözlemci üyesi var.Sıfır kadar işlevi olmayan bir teşkilat.

Mısırlı Müçtehit Prof. Dr. Seyyid Kutub yıllar önce“Batılılardan nefret ediyorum, Amerika'dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.” diyerek sanki bugün Ortadoğu’da ve diğer coğrafyalarda yaşananlara ve duyarsızlığımıza tercümanlık etmiş.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bu coğrafya gerçekten kaderine mi mahkûm, yoksa siyaset ve güç mücadeleleri mi onu bu noktaya sürüklüyor?

Sizce Ortadoğu’nun çocukları tıpkı diğer coğrafyalardaki çocuklar gibi bombaların değil, umutların sesini duymayı hak etmiyor mu?

Ez cümle;

Bugün tablo yine aynı.

Burası Ortadoğu… Yine zulüm, yine acı, yine kan, yine gözyaşı ve yine olan itene sağır ve dilsiz bir dünya ve en acısı üzerine ölü toprağı serpilmiş Müslümanların (!) duyarsızlığı.