YEREL HABERLER

Av. Diyaeddin Temiz‘İn Kaleminden, Başkasının Hayrıyla Kahraman Olmak

Toplumumuzda yardım etme kültürü her zaman saygı duyulan bir erdem olmuştur.

İmkânı olanın imkânı olmayana el uzatması, Müslümanlığın en kadim dayanışma biçimlerinden biridir.
Ancak son yıllarda giderek daha sık karşılaştığımız bir durum var: Yardımın sahibinin değil, aracısının öne çıktığı bir düzen.

Birileri gerçekten verir. Sessizce, çoğu zaman adını bile duyurmak istemeden…
Birileri de o verilenleri alır, paketler, dağıtır ve hikâyenin merkezine kendini yerleştirir.
Böylece gerçek hayırsever görünmez olurken, aracı olan kişi toplumun gözünde “yardım eden”, “çözüm bulan”, “her kapıyı açan” biri haline gelir.

Oysa ortada tuhaf bir terslik vardır. Kaynağı üretmeyen, fedakârlığı yapmayan, riski almayan biri; yalnızca dağıtımını yaptığı bir iyiliğin sahibi gibi görünmeye başlar.
Bu durum zamanla gerçek hayırseverleri de gölgede bırakır. Çünkü toplum çoğu zaman parayı veren değil, yardım paketini elden veren kişiyi hatırlar.

Aracılık elbette güzel bir şeydir. Her imkân sahibi insan, ihtiyaç sahibini birebir tanımaz. Çoğu zaman veren ile alan arasında büyük bir mesafe vardır. Bu mesafeyi kapatanlar ise aracılardır: mahalledeki gönüllüler, dernekler, yerel insanlar, bazen de sadece tanıdıkları arasında köprü kuran kişiler.

Bir iş insanı yardım etmek ister ama kime ulaşacağını bilemez. Bir aile gerçekten yardıma muhtaçtır ama kapı kapı dolaşıp bunu anlatamaz. İşte tam bu noktada aracı dediğimiz insanlar devreye girer. Onlar yalnızca paket dağıtmaz; güven kurar, ihtiyaç tespit eder, insanları birbirine bağlar.

Üstelik çoğu zaman bu insanlar görünenden çok daha fazla emek verir. Telefonlar açar, kapılar çalar, saatler harcar, bazen de kendi cebinden katkı yapar. Bu emeği görmezden gelmek elbette doğru değildir.

Fakat sorun, aracının kendini yardımın sahibi gibi konumlandırdığı noktada başlar. İyiliğin amacı ihtiyaç gidermekten çıkıp itibara dönüşür.

Böyle bir ortamda yardım bir erdem olmaktan çok bir vitrine dönüşür.
Yardım eden kişi görünmez olurken, yardımı gösteren kişi alkış toplar. Bu da toplumda tuhaf bir adaletsizlik doğurur: Fedakârlık yapan geri planda kalır, görünürlüğü yöneten ise ön plana çıkar.

Gerçek hayırseverlik çoğu zaman sessizdir. Gösterişe ihtiyaç duymaz. Ama aracılık gösteriye dönüşürse, iyiliğin ruhu zarar görür.
Çünkü iyilik, birinin adını büyütmek için değil; birinin yükünü hafifletmek için yapılır.

Bazıları verir, bazıları dağıtır; ama dua çoğu zaman vereni bulur.