YAZIK OLDU SÂLEBE'YE!

Sanıyorum Sâlebe'nin hikayesini bilmeyenimiz yoktur.

Hz. Peygamber (sav)'den ısrarla mal ve zenginlik isteyip, serveti çoğaldıkça ibadetlerini aksatan ve zekât vermekten kaçınan Sâlebe bin Hatıb'in imtihanı kaybetmesi sürecini anlatan ibretlik bir hikâye.

Bu yazıyı derlememin amacı geçmişte inandıkları güzel davaları olan ve sonradan zıvanadan çıkan biz günümüzün Sâlebe’lerinin belki üzerimize alınıp ders çıkarmamız içindir.

O zaman bir tane Sâlebe vardı bugünün Sâlebe’leri sonsuz.

Okuduktan sonra sakın beni İlahiyatçı sanmayın. Çünkü değilim. Zaten İlahiyatçı dili ile yazılmış bir yazıda değil😊

Salebe bin Hatıb el-Ensarî Hz. Peygamber döneminde zenginlik isteyip zekât vermekten kaçındığı rivayet edilen, hakkında Tevbe Suresi'nin zekatla ilgili ayetleri nazil olduğukabul edilen Medineli biridir.

Ensar'dan olan Salebe, cami kuşu denecek kadar sofu bir insandır ve bazı kaynaklara göre Bedir savaşına da katılmıştır.

Ne var ki, nefsine ve hırsına uyarak ne pahasına olursa olsun zengin olma hevesine kapılmıştır. Hatta hayırlısı ise olsun bile demiyor, sadece zengin olmayı kafasına koymuş biriydi. Bu yüzden tam üç defa Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'e gelerek zengin olması için dua istemiştir.

Hz. Peygamber ilk başta “az olup şükredilen malın, şükrü yapılamayacak çok maldan hayırlı olduğunu” söyleyerek onu uyarmıştır.

Sâlebe; Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, beni zengin ederse fakirin hakkını fazlasıyla veririm diyerek teminat vermişti.

Sâlebe’nin ısrarı üzerine Hz. Peygamber; " Sâlebe’ye istediği malı ver ya Rab!" diye dua etmiş, ardından Sâlebe’nin koyunları ve keçileri hızla çoğalmıştır.

Önceleri adeta camiden çıkmayan Salebe; sürüleri çoğalınca, Medine'de duramayarak şehir dışındaki vadilere yerleşmiş vakit namazlarını bırakın Cuma namazları için bile camiye gelemiyor sürüsünün peşinde sürüklenip gidiyordu.

Peygamber Efendimiz (sav) artık camide görünmeyen Sâlebe’yi Sahabelere soruyor: “Çölde koyunlarının peşinde dolaşıyor.” denince de: “Yazık oldu Sâlebe’ye.” diye hayıflanıyordu.

Zekât ayetleri geldikten sonra Hazreti Peygamber (sav) servet sahibi Müslümanlara zekât memurları gönderdi. Fakirlerin hakkı olan zekâtı alıp hazineye getirecekler, oradan da muhtaçlara taksim edilecekti.

Haliyle Sâlebe’ye de zekât memuru gönderildi. Onu çölde sürüsünün peşinde bulan zekât memurları "Malı çok olanların, kırkta birini yoksulun hakkı olarak ayırıp vermesi gerekiyor. Biz bunu alıp götürmek üzere geldik."diye durumu anlattılar.

Sâlebe, servet sahibi olduktan sonra artık eski Salebe değildi ve çok değişmişti. Öyle her isteyene mal verecek biri gibi mi görünüyorum "Çölde aç susuz dolaşarak kazanan benim. Size ne oluyor ki gelip benden haraç istiyorsunuz? Bu sizin istediğiniz haraçtan başka bir şey değildir." diyerek zekât memurlarına ağızlarının payını vererek(!) Hazreti Peygamber (sav)’in gönderdiği zekât memurlarını azarlayarak eli boş gönderir.

Sâlebe’nin zekât memurlarını reddini duyan Resulullah (sav) Hazretleri: "Yazık oldu Sâlebe’ye!" diye üzüntüsünü tekrarladı. Bu olay üzerine Tevbe Sûresi’ndeki"Münafıklardan bazıları da mal mülk verip zengin ettiği takdirde Allah’a daha çok itaat edip, fakirlere daha çok yardım edeceklerine söz verirler de Allah onlara istediklerini ihsan edince verdikleri sözleri unuturlar, cimrilik edip yoksulun hakkını vermezler!" ayetleri iner.

Hz. Muhammed (sav), onun bu vefasız ve hırslı hali üzerine üç defa "Yazık oldu Sâlebe'ye!" diye buyurur.

İnen Ayetler, verdiği sözde durmayarak yoksulun hakkını vermeyen Sâlebe’nin münafıklar sınıfına geçtiğini işaretediyordu. Bunu üzüntü ile anlayan Sâlebe’nin bir yakını, Sâlebe’ye giderek derhal zekatını vermesini, yoksa gelen ayetlerle münafıklardan biri olarak damgalanmış olacağını hatırlattır.

Akrabasının bu zorlaması üzerine zekatını alıp Medine’ye gelen Sâlebe, Hazreti Peygamber (sav)’e istenen yardımı getirdiğini ifade eder. Ancak Hazreti Peygamber (sav)üzüntülü bir eda ile: "Senin yardımını alamam artık Salebe, malınla geldiğin yere dön!" diye buyurmuştur.

Hazreti Peygamberin (sav) vefatından sonra Hazret-i Ebu Bekir (ra) ve Hazret-i Ömer (ra)’e de sırasıyla müracaat eden Salebe, malının zekatını getirir ama…

Artık vakit çok geçtir.

Her iki halife de "Resulullah’ın kabul etmediğini biz de kabul edemeyiz." diyerek, zoraki bir duyguyla getirdiği zekâtı almazlar.

Sâlebe; öldüğünde muhtemelen kulaklarında Hazreti Peygamber (sav)’in yaptığı "Şükrünü yaptığın az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır!" ikazıyankılanıyordu.

Ez cümle;

Cicero "Cömertlik zamanında vermektir" der.

Sâlebe örneği; insanlık tarihinde gönül arzusu ile hayır hayratta bulunmayan ve malın asıl sahibini unutan özelde günümüz cimri Müslümanlarına genelde tüm insanlığa ibret olacak ve ders alınması gereken bir olay…