Yaklaşık bir buçuk asırdır ülkemizde ve içinde bulunduğumuz coğrafyada etnik ve mezhepsel farklılıkların çeşitli dönemlerde ayrışma ve çatışma zemini olarak kullanılmaya çalışıldığı tarihî bir vakıadır.

Terör meselesi yalnızca güvenlik veya hukuk başlığı altında değerlendirilemeyecek; uluslararası, jeopolitik, ekonomik, sosyal, askerî ve siyasi boyutları bulunan çok katmanlı bir meseledir. Bu nedenle bugün gelinen noktayı bütün yönleriyle ele almak gerekir.

Devletimiz, geçmişten bugüne terörü sona erdirmek ve kalıcı bir çözüm üretmek amacıyla farklı dönemlerde çeşitli politikalar geliştirmiş; güvenlik tedbirlerinden demokratikleşmeye, ekonomik kalkınmadan sosyal politikalara kadar farklı yöntemlere başvurmuştur.

Devletlerin sorumluluğu, geçmişin tecrübelerinden ders çıkararak milletinin geleceğini güvence altına alacak gerçekçi, kararlı ve sürdürülebilir politikalar geliştirmektir. Bu süreç değerlendirilirken geçmişte yaşananların ve ödenen bedellerin unutulması elbette mümkün değildir.

Terörün en ağır bedelini; canlarını vatan uğruna feda eden şehitlerimiz, kahraman gazilerimiz, fedakâr güvenlik güçlerimiz ve terörün doğrudan hedefi olan masum vatandaşlarımız ödemiştir. Şehitlerimizin hatırasına ve emanetlerine sahip çıkmak, gazilerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın hassasiyetlerini gözetmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bununla birlikte, bu acı tablonun ilelebet sürmesini kabullenmek de milletimizin menfaatine uygun değildir.

Türkiye; savaşların, çatışmaların, vekâlet mücadelelerinin ve büyük güç rekabetlerinin yaşandığı kritik bir coğrafyanın merkezindedir.

Yakın coğrafyamızdan kaynaklanabilecek tehditler karşısında güvenlik risklerinin ve mücadele alanlarının daraltılması, ülkemize karşı kullanılabilecek terör yapılanmaları ile uzantılarının tasfiye edilmesi stratejik önem taşımaktadır.

Böyle bir dönemde ihtiyaç duyduğumuz güçlü Türkiye; yalnızca askerî kapasitesi yüksek bir ülke değil, güvenliği, ekonomisi, demokrasisi, hukuk düzeni ve millî birlik ve beraberliği güçlü bir Türkiye’dir.

Son yıllarda güvenlik teknolojileri, profesyonelleşme, istihbarat imkânları ve kurumlar arası koordinasyondaki gelişmeler sayesinde terör örgütünün hareket alanı önemli ölçüde daraltılmıştır. Ancak terörün sona erdirilmesi ile onu yeniden üretebilecek toplumsal zeminin ortadan kaldırılması aynı şey değildir.

Terörle mücadelede elde edilen güvenlik başarısının kalıcı hâle gelmesi; yalnızca örgütsel kapasitenin ortadan kaldırılmasına değil, vatandaşların devlete, hukuka ve ortak geleceğe duyduğu güvenin güçlendirilmesine de bağlıdır.
Bu nedenle güvenlik ile hukuk, kalkınma ile toplumsal bütünleşme birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak görülmelidir.

Bu anlayışla bölgenin şehirleşmeden eğitim ve sağlığa, tarımdan sanayi ve turizme kadar tüm imkânlarının geliştirilmesi; gençlere istihdam, gelecek ve umut sunulması büyük önem taşımaktadır.
Terörle mücadele edilirken, terörün istismar edebileceği sosyal ve ekonomik zeminin de ortadan kaldırılması gerekir.

Dünyada uzun yıllar süren silahlı çatışmaların sona erdirilmesine ilişkin farklı tecrübeler bulunmaktadır.
Hiçbir ülkenin tarihî ve toplumsal şartları Türkiye ile birebir aynı değildir. Bununla birlikte bu tecrübelerin ortak sonucu açıktır: Köklü meselelerin çözümü; sabır, kararlılık, toplumsal destek ve güçlü bir hukuk zemini gerektirir.

Hukukçular Derneği olarak bu konudaki görüşlerimizi 2 Ekim 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna yaptığımız sunumda da açıkça ifade etmiştik. Terörün tamamen sona erdirilmesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kalıcı huzura kavuşmasını hedefleyen süreci desteklediğimizi; ancak sürecin kamu vicdanını zedelemeden, şehitlerimizin ve gazilerimizin hassasiyetleri gözetilerek, toplumsal psikoloji dikkate alınarak, demokratik ilkelerden ve hukuktan ödün verilmeden yürütülmesi gerektiğini belirtmiştik.

Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile üniter yapısı konusunda hiçbir tereddüde mahal verilmemesi de vazgeçilmez bir ilkedir.

Meclisimizin kabul ettiği çerçeve kanunla birlikte süreç yeni bir aşamaya girmiştir. Düzenlemenin maddelerinin hukukçular, siyasi partiler ve toplumun farklı kesimleri tarafından tartışılması son derece tabiidir. Hukuk; tartışarak, istişare ederek ve gerektiğinde eksikleri gidererek gelişir.
Ancak bu aşamada asıl mesele yalnızca yapılanları eleştirmek değil, atılacak adımların doğru, öngörülebilir ve adil olmasına katkı sunmaktır.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, hukuki düzenlemeler toplumsal güveni takip etmeli, toplumsal güvenin önüne geçmemelidir.
Kanunların nasıl uygulanacağı, düzenlemelerin hangi sırayla hayata geçirileceği ve toplumsal güvenin nasıl korunacağı, en az kanun metinleri kadar önemlidir.

Acelecilikten de rehavetten de kaçınılmalı; devlet kararlılığını korurken hukuk güvenliği konusunda tereddüde yer bırakılmamalıdır.

Sürecin başarısı bakımından kullanılan dil de en az atılan hukuki ve siyasi adımlar kadar önemlidir. Toplumun farklı kesimlerinde kaygı veya tereddüt oluşturan hususların yok sayılması yerine, bunların açık ve şeffaf biçimde ele alınması ortak zeminin güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

Terörün bütün unsurlarıyla sona erdirilmesine yönelik süreç tavizsiz biçimde yürütülürken, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek adımlar da kararlılıkla atılmalıdır.
Bu mesele günlük siyasi tartışmaların ve karşılıklı suçlamaların konusu hâline getirilmemelidir. Çünkü terörün sona ermesi herhangi bir siyasi partinin değil, milletimizin tamamının ortak kazanımı olacaktır.

Böylesine hassas dönemlerde itidal, sükûnet ve sağduyu büyük önem taşır. Toplumu kutuplaştırmaya, duyguları istismar etmeye ve provokasyon üretmeye çalışanlara fırsat verilmemelidir.
Farklı görüşler demokratik olgunluk içinde tartışılmalı; ayrışmayı değil kardeşliği, öfkeyi değil aklı, hukuku ve vicdanı büyüten bir dil benimsenmelidir.

Hukukçular Derneği olarak; üyelerimiz, akademisyenlerimiz, komisyonlarımız ve ülkemizin ve dünyanın dört bir yanındaki temsilcilerimizle yapılacak hukuki düzenlemelere, mevzuat çalışmalarına ve yapıcı istişare süreçlerine katkı sunmaya hazırız. Doğru yapılan işlerin yanında durur, eksik gördüğümüz hususlarda hukuk içinde görüşümüzü ifade eder, ihtiyaç duyulduğunda çözüm üretmek için sorumluluk alırız.

Terörsüz Türkiye hedefi, milletimizin ortak hedefidir.

Temennimiz; annelerin gözyaşı dökmediği, çocukların öksüz kalmadığı, eşlerin dul kalmadığı, hiçbir ocağa ateş düşmediği bir Türkiye’dir.

Güçlü, huzurlu, müreffeh ve terörden tamamen arındırılmış bir Türkiye’ye; hukukun üstünlüğünden, adaletten, millî birlik ve beraberliğimizden ve devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden taviz vermeden ulaşmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Siirt İl Jandarma Komutanlığı’nda Görev Değişimi
Siirt İl Jandarma Komutanlığı’nda Görev Değişimi
İçeriği Görüntüle

Rabbim ülkemizin birlik ve beraberliğini daim eylesin.

Hukukçular Derneği