Bir anda adresi, hemşeriliğin yeni ziyaretgâhına dönüşür.
A’dan Z’ye Ankara yollarını ezbere bilenler harekete geçer.
Randevular alınır, kapılar aşındırılır, bekleme salonları dolup taşar.
Ziyaretler neredeyse bir kutsal mekan ciddiyetiyle yapılır;
eşikler saygıyla geçilir, koltuklarda hatıra fotoğrafları verilir.
Sonra o beklenen, arzulanan kareler sosyal medyada arz-ı endam eder:
Altına özenle dizilmiş cümleler, üstüne itinayla serpiştirilmiş “ilgi, alaka vs” sözler…
Ve o paylaşımların gölgesinde efsaneler filizlenir.
Dün önünden tanınmadan geçilip gidilen kapı, bugün protokol kapısıdır.
Dün adı anılmayan, selamı duyulmayan kişi; birden “kıymetlimiz”, “hemşerimizin gururu”, “dostumuz, dava arkadaşımız” oluverir.
Ne var ki güç rüzgârı yön değiştirdi mi, kalabalık da istikamet değiştirir.
Koridorlar ıssızlaşır, bekleme salonları tenhalaşır.
Dün övünçle paylaşılan fotoğraflar ya sessizce silinir ya da arşivlerin derinliğine kaldırılır.
Ve Ankara sevenler, yeni bir kudret kapısının aralanmasını sabırla beklemeye koyulur. Yüz seksen derecelik değişimlere aldırmadan…
Bizler yine de saf bir iyimserlikle inanmak isteriz ki yapılan her ziyaret yalnızca Siirt içindir;
konuşulan her söz memleket meselesidir!
O kapılarda dile gelen talepler şahsi değil, toplumsaldır!
Meselenin bir güç gösterisi olduğu ihtimalini ise
zinhar aklımıza getirmeyiz!
Çünkü bizde “Ankara’da dayım var” cümlesi,
hâlâ masumiyetini korur…
En azından öyle olduğuna inanmak isteriz.