YEREL HABERLER

Av.Diyaeddin Temiz’in Kaleminden: Bir Saatlik Program, İki Saatlik Umut

Cuma günü, Şehit Polis Hayrettin Şişman Ortaokulu’nda avukat meslektaşlarım Mahmut Ertek ve Sinem Çalapkolu Arslan ile birlikte 176 öğrencinin karşısına çıktık.

Aynı okulda veli olmamız hasebiyle davet edildiğimiz bu buluşmada, konumuz avukatlık mesleğini tanıtmaktı.

Görünürde bir meslek anlatacaktık; gerçekte ise adaletin nasıl filizlendiğini, vicdanın nasıl yoğrulduğunu ve haksızlık karşısında nasıl dimdik durulduğunu konuştuk.
Konu avukatlıktı ama satır aralarında mesleğin bugününü, yarınını, algısı ve omuzlara yüklediği ağır sorumluluklarını tartıştık.

Eski bir öğretmen olmanın verdiği alışkanlıkla, öğrencinin karşısına hazırlıksız çıkmanın ne demek olduğunu iyi bilirim. Bu yüzden bir gece öncesinden küçük ama hedefi olan bir hazırlık yaptım. Çünkü mesele sadece anlatmak değildi; asıl mesele, o genç zihinlerle gerçek bir temas kurabilmek ve iz bırakabilmekti.

Okul yönetimi ve öğretmenler, bu 176 öğrencinin tesadüfen değil, bilinçli bir tercihle seçildiğini özellikle vurguladılar. Bu, sıradan bir seçim değil; güçlü bir eğitim vizyonunun yansımasıydı. Ve bunu şu iddialı cümleyle ortaya koydular:
‘Bu öğrencilerin tamamı, avukatlık mesleğine ilgi duyan ve gelecekte bu yolu seçebilecek potansiyele sahip.

Güzel bir iddiaydı. Ama aynı zamanda sınanmayı da hak ediyordu.

Kısa bir girişin ardından sözü alıp 10 soruluk bir mini anket uyguladım. Amacım netti:
Analitik düşünme becerileri, detaylara dikkatleri, sorgulama alışkanlıkları, stratejik akıl yürütme kapasiteleri, haksızlık karşısındaki refleksleri ve hak arama motivasyonları…

Sonuç şaşırtmadı; ama fazlasıyla umut verdi.

Henüz ortaokul sıralarında olan bu gençlerin tamamı, “avukat refleksi” dediğimiz o zihinsel eşiği çoktan aşmıştı. Sorgulayan, neden-sonuç ilişkisi kuran, adalet duygusunu içselleştirmiş bir nesil…
Asıl dikkat çekici olan buydu.

Soru-cevap bölümüne geçildiğinde ise roller değişti.
Artık anlatan biz değil, sorgulayan onlardı.

Ve ne sorular…

Ezberden uzak, bilinçli, yerinde; çoğu zaman yetişkinleri dahi zorlayacak derinlikteydi. Bir saat olarak planlanan program, fark etmeden iki saate uzadı.
Ama asıl dikkat çekici olan sürenin uzaması değil; o 176 öğrencinin iki saat boyunca tek bir an bile kopmadan, pür dikkat dinlemesi ve aktif bir şekilde sürece katılmasıydı.

Sorular bitmedi. Bitirilemedi.

Hatta soru alınmaması gerektiği ifade edilmesine rağmen, neredeyse her öğrencinin zihninde bir soru vardı ve her biri o sorunun peşindeydi.
Bu, sıradan bir ilginin değil; uyanan bir merakın ve gelişen bir bilincin işaretiydi.

Okul Müdürü Abbas Balcı’nın programı başından sonuna kadar dikkatle takip etmesi ve bu tür buluşmalara öncülük eden yaklaşımı takdire şayandı.
Ortaya çıkan bu nitelikli tablonun arkasında, onun eğitim anlayışının önemli bir payı olduğu açıkça hissediliyordu. Moderatör Onur Batğı ise akışı ustalıkla yöneterek bu buluşmayı kuru bir anlatımdan çıkarıp gerçek bir söyleşiye dönüştürdü.

O gün orada bir kez daha anladım ki:
Doğru zamanda, doğru zeminde, doğru kişilerle, doğru temaslarla yapılan buluşmalar, genç zihinlerde sandığımızdan çok daha derin izler bırakıyor.

Çünkü mesele sadece bir mesleği anlatmak değil.
Mesele, bir bakış açısı kazandırmak.

Ve bazen bir insanın ufku, bir salonda, tek bir soruyla veya alınan bir cevap ile genişlemeye başlıyor.