Artık memur atamaları sınavla yapılıyordu ve biz o sistemin ikinci atamasıydık.
DMS’de tüm adaylar arasında ilk bine girmiştim; öğretmenler arasında ise muhtemelen ilk 50’deydim. Tercih listemin en başına, babamla yaptığımız kısa bir istişarenin ardından Siirt’i yazdım.
O yıllarda sistem farklıydı. Önce il emrine veriliyor, ardından kura ile ilçelere ve köylere dağıtılıyorduk. Kura çekimi öğretmenler evinde yapıldı. Ben orada değildim; kurayı yerime dönemin valisi Nuri Okutan çekti. Torbadan çıkan yer: Pervari – Beğendik.
Pervari, aday öğretmenlerin en son isteyeceği ilçeydi; hele bir de köyü söz konusuysa…
Benim öğretmenliğe ilk adımım işte böyle başladı.
İlk yolculuğumu dün gibi hatırlıyorum. Beğendik, Pervari’den de ötede; sanki haritanın kenarına iliştirilmiş bir yerdi. Vadilere kıvrıla kıvrıla inen o yol, 2000 yılında Karayolları haritasında “asfalt” olarak görünüyordu. Hani şu kâğıt üzerinde dökülmüş ama toprağa hiç değmemiş asfaltlardan…
Üç kez Botan’a iniyor, iki kez dağa tırmanıyordunuz. Her iniş biraz daha derine, her çıkış biraz daha yalnızlığa… Yol dar, virajlar keskin, uçurum hemen yanı başınızdaydı. Şoförün Beğendik yolunda bir anlık dalgınlığı ya da küçük bir hatası, aracı metrelerce aşağıya, Botan Nehri’ne doğru yuvarlayabilirdi. Bu yüzden o yollarda herkes sessizdi. Şoför direksiyona, yolcular ise kadere odaklanırdı.
Son bir viraj… Son bir yokuş…
Ve vadilerin arasında yemyeşil bir kasaba belirirdi. Yol insanı yorsa da korkutsa da, manzara bütün yorgunluğu unuttururdu. Beğendik gerçekten adını hak eden bir yerdi.
Ama zorluk sadece coğrafyada değildi; hayatın akışında da hissediliyordu.
Pervari, Siirt’e göre pahalıydı; Beğendik ise Pervari’ye göre daha da pahalı. Uzaklık arttıkça fiyatlar da artıyordu sanki.
Günlük gazeteleri bir gün geriden okurduk; memlekette ne olmuşsa biz ertesi gün öğrenirdik. Çünkü karasal yayında yalnızca TRT çekiyordu. Zaman bile buraya gecikmeli gelirdi.
Hafta sonu Siirt’e inmek öyle anlık bir karar değildi. Bu yol bir gün gidiş, bir gün dönüş demekti. Memlekete kavuşmak için iki günü gözden çıkarmak gerekirdi. O yüzden dönüşler seyrek, planlı olurdu.
Ulaşımın da kendine göre bir sabrı vardı. Taksiler dört yolcu olmadan, minibüsler on kişi dolmadan hareket etmezdi. Beklerdik… Bazen yarım saat, bazen saatlerce. Yolcu tamamlanmadan yol başlamazdı. Acele eden değil, sabreden varırdı menziline.
Kışın o tek şeritli, yer yer çamura, heyelana ve buza teslim olan Beğendik yolu 2–2,5 saat sürerdi. Bugün aynı mesafe 20 dakikada alınıyor. Siirt–Pervari arası o zamanlar iki saatti; şimdi daha iyi, 1 saat 20 dakika. Üstelik çalışmalar hâlâ sürüyor.
Yollar değişti.
Süreler kısaldı.
İmkânlar arttı.
Ama o ilk yılın duygusu hiç değişmedi.
Zordu.
Coğrafya zordu, sosyal bir ortamdan kopmak zordu, mesleğin ilk yılının ağırlığı zordu. Köy öğretmenliği romantik bir cümle değil; sabır, direnç ve adanmışlık isteyen gerçek bir sınavdı.
62 kişilik bir sınıfta, okuma yazma bilmeyen ikinci sınıf öğrencilerinden mesleğe başlamak başlı başına ayrı bir deneyimdi.
Bugün o yollara bakıp hatıralarımı yad ederken geriye dönüp tek bir şey söylüyorum:
İyi ki.
İyi ki bir yıl da olsa orada yaşamışım.
İyi ki o dağ yollarını, derin vadileri aşmışım.
Ve iyi ki öğretmenliğe bir köyde başlamışım.
Çünkü insanı büyüten konfor değil; zorlukla yoğrulmuş, hikâyesi olan başlangıçlardır.