Bunun için her zaman kaba sözlere ihtiyaç yoktur. Güçlü bir gözlem, yerinde bir tespit ve biraz incelik çoğu zaman çok daha etkili olur.

Batman ve Siirt’e Ortak Uluslararası Havalimanı Müjdesi
Batman ve Siirt’e Ortak Uluslararası Havalimanı Müjdesi
İçeriği Görüntüle

Bu yazının çıkış noktası da aslında oldukça gündelik bir gözleme dayanıyor. Son zamanlarda bulunduğum ortamlarda, özellikle gençler ve maalesef çocuklar arasında giderek yaygınlaşan kaba ve sinkaflı hitapların sıradanlaşması, bu konuyu daha yakından düşünmeme neden oldu.

Gününüzde komedinin daha kolay yollardan üretildiği açıkça görülüyor.
Küfür, argo, abartı ve sınırları zorlayan ifadeler giderek daha görünür hâle geliyor. Buna karşılık daha ince ve zarif mizahın geri planda kaldığını söyleyenlerin sayısı da az değil.

Bu değişimi görmek için sosyal medyaya bakmak yeterli. 4.4 milyon takipçisi olan Hasan Can Kaya ve 1.8 milyon takipçisi olan Hayrettin gibi isimler geniş kitlelere ulaşıyor. Ürettikleri ve milyonlarca izleyiciyle buluşan içerikler, bu yeni mizah anlayışının nasıl şekillendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu noktada tepkiler de ikiye ayrılıyor. Kimileri bu tarzı samimi ve eğlenceli bulurken, kimileri rahatsız edici ve ölçüsüz olduğunu düşünüyor.

Türkiye gibi geleneksel ve modern değerlerin iç içe geçtiği bir toplumda bu farklı bakış açıları aslında şaşırtıcı değil.
Ancak küfür, argo ve kaba söz merkezli bu içeriklerin her geçen gün daha fazla izlenmesi ve sürekli gündemde kalması sosyolojik ve psikolojik açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Nitekim “Konuşanlar” ve “Kaos Show” gibi programların artık hayatın doğal bir parçası hâline gelmesi, meseleyi yalnızca eğlence sınırlarının ötesine taşıyor. Bu noktada şu soruları sormak gerekiyor: Bu içerikler toplumu mu değiştiriyor, yoksa toplumda zaten var olan bir eğilimi mi yansıtıyor? Ve daha önemlisi, rahatsızlık duyanların sesi neden giderek azalıyor?

Aslında bu sürecin işleyişi oldukça tanıdık. Başta “fazla” bulunan sözler zamanla sıradanlaşır. Sıradanlaşan şeyler ise sorgulanmaz hâle gelir. Bir süre sonra kimse “Bu fazla değil mi?” diye sormaz.

Böylece dil değişir, sınırlar kayar ve fark edilmeden yeni bir normal oluşur. Daha çok izlenmek isteyenler biraz daha ileri gider, başkaları onları geçmeye çalışır. Sonunda ortaya çıkan şey çoğu zaman mizah değil, kontrolsüz bir gösteriye dönüşür.

Bu süreçte duyarlılık azalır, doğru ile yanlış arasındaki çizgi giderek silikleşir.
Oysa mesele sadece “şaka” değildir; mesele, neye güldüğümüzdür.

Çünkü insan neye gülerse ona alışır. Neye alışırsa, onu normal kabul eder. Toplumu bir arada tutan değerler bir anda yıkılmaz; ancak zamanla, fark edilmeden aşınır.

Bugün “eğlence” olarak görülen pek çok şey, yarın davranışa dönüşebilir. Bugün gülüp geçtiğimiz dil, yarın günlük konuşmanın bir parçası hâline gelebilir. Ve bir süre sonra dönüp bakarız: Ne değişti diye.

Aslında cevap basittir: Biz şöyle veya böyle alıştık.

Peki gerçekten güldüğümüz şeye mi gülüyoruz, yoksa bize alıştırılan şeye mi?

Duyarlılığın azalması ve yanlış görülen şeylerin sıradanlaşması, bizi kendi geçmişine yabancılaşan bir toplumsal yapının içine sürükleyebilir.
Bu nedenle unutmamak gerekir ki ahlak yalnızca bireysel bir tercih değildir; aynı zamanda toplumu bir arada tutan ortak bir değerdir.