Arakan’da ve Doğu Türkistan’da ise baskılar, katliamlar ve insanlık suçları yıllardır devam etmesine rağmen sağlıklı ve şeffaf resmî verilere ulaşmak çoğu zaman mümkün olmadığından yaşanan acının boyutu tam anlamıyla sayılamıyor bile. Ve bütün dünyanın gözleri önünde bu vahşetler hâlâ tüm acımasızlığı ile devam ediyor.
Dünyanın tam ortasında; kimi anneler kefensiz, paramparça edilmiş bedenleriyle toprağa veriliyor, kimileri ise kül olmuş ya da enkaz altında kaybolmuş bedenlerin arasında aranıyor. Kimileriyse tarifsiz acılarla boğuşuyor. Çocuklar, beton yığınlarının altında son nefeslerinde “anne” diye feryat ediyor.
Gökyüzünü duman, sokakları çığlık kaplamışken; dünyanın her yerinde mağazalar hiçbir şey olmamışçasına “Anneler Günü” kampanyaları hazırlıyor, insanlar hediye telaşına sürükleniyor.
Daha acısı ise, bu özel gün safsatasını dünya pazarlayanların; mazlum annelerin evlerine ateş düşürenler olmasıdır.
Bir yanda anneleri göz göre göre yok et, diğer yanda annelere sevgiyi tüketim üzerinden pazarla…
Aslında hiçbir anne, kadın, baba, öğretmen, hekim veya Sevgililer Günü çıkışı; Gazze’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da yaşanan bu trajedi kadar derin, bu kadar sarsıcı ve anlamlı bir hikâyeye sahip değildir.
Çünkü özel günlerin her birinin ortaya çıktıkları döneme ilişkin toplumsal mücadelelerden, insani değerlerden ve ortak duygulardan daha kapsamlı semboller bulunuyor, mazlum coğrafyaların sokaklarında.
Tıpkı Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da yaşanan soykırıma karşı duyarsızlaşma gibi, bu özel günlerin de zamanla anlamı büyük ölçüde değişti ve tüketim kültürünün bir parçası hâline geldi.
Mesela Kadınlar Günü, kadın işçilerin eşit haklar ve insanca çalışma şartları için verdiği mücadelenin simgesiydi. Bugün ise birçok marka için indirim kampanyalarının ve alışveriş reklamlarının merkezine dönüşmüş durumda.
Kadınların yaşadığı şiddet, emek sömürüsü ve eşitsizlik gibi gerçek sorunlar geri planda kalırken; kozmetik ürünler, moda kampanyaları ve “özel gün fırsatları” öne çıkarılıyor. Böylece sistem, sorgulanması gereken problemleri görünmez kılıp insanları tüketime yönlendiriyor.
Benzer bir durum Anneler Günü için de geçerli. Anneler Günü’nün çıkış noktası; annelerin emeğine, fedakârlığına ve toplumdaki yerine dikkat çekmekti.
Ancak bugün bu anlamın yerini büyük ölçüde pahalı hediyeler, çiçekler ve reklam kampanyaları aldı.
Hatta Anneler Günü’nün yaygınlaşmasına öncülük eden Anna Jarvis bile zamanla bu günün ticari şirketler tarafından sömürülmesine sert şekilde karşı çıkmıştı.
Çünkü anne sevgisinin bir hediye üzerinden ölçülmesi, duyguların bile maddi bir değere indirgenmesi anlamına geliyor.
Özel günlerin insanlarda oluşturduğu psikolojik baskı da ayrıca dikkat çekici. Sevgi, saygı ve bağlılık gibi duygular artık çoğu zaman alınan hediyeler üzerinden değerlendiriliyor. İnsanlar sevdiklerini mutlu etmekten çok, “Acaba yeterince iyi bir hediye alabildim mi?” kaygısıyla hareket ediyor.
Özellikle ekonomik şartların zorlaştığı dönemlerde bu günler birçok kişi için mutluluk değil; stres, mahcubiyet ve baskı sebebine dönüşüyor.
Böylece insan ilişkilerini güçlendirmesi gereken günler, zamanla samimiyetin yerini maddi beklentilerin aldığı bir yapıya dönüşüyor.
Bu özel günlerin dünya genelinde yaygınlaşması da küresel kültürün etkisiyle bağlantılı. Reklamlar, sosyal medya ve büyük şirketler belirli tüketim alışkanlıklarını evrensel bir kültür gibi sunuyor.
Maalesef bu algıya en kolay yenik düşen Müslümanlar.
Müslüman toplumlarda, İslam dininin kusursuz hak, hürriyet, sevgi, saygı, merhamet ve adalet anlayışından ötürü bu günlerin tamamının tarihsel veya kültürel olarak hiçbir karşılığı bulunmuyor.
Buna rağmen popüler kültür aracılığıyla özellikle yaygınlaştırılmakta. Ümmet de ticari gerekçeler ve tepkisizlik nedeniyle yapay ve dayatılmış bu kültürel dönüşüme kapılmakta.
Son söz İslam kültüründe anneye saygı, aile bağı, sevgi ve merhamet sadece belirli bir güne ait değil; hayatın tamamına yayılması gereken ahlaki sorumluluklar olarak kabul ediliyor.