YEREL HABERLER

Av. Diyaeddin Temiz’in Kaleminden: Evlenmek mi?

Bir zamanlar kolaydı, şimdi cesaret istiyor.

Farkında mıyız?
Bir zamanlar askerliğini yapmış bir genç için evlilik baskısı başlardı. Bu, hafif bir hatırlatma değil; zamanla bunaltıcı hâle gelen ailevi ve toplumsal bir baskıydı. Belli bir yaşa kadar evlenmeyene acınır, “Ne derdi var?” denirdi.

Çünkü hayat daha öngörülebilirdi.
Herkesin bir işi, bir meşgalesi vardı. Tarlada, sanayide, inşaatta, esnaflıkta ya da bir memuriyetle insanlar geçimini sağlayabiliyordu. Kadınlardan ev ekonomisine katkı için bir beklenti yoktu. Öyle ki “hayırlı bir kısmet” diye bakılan bir isteme olduğunda okul hayatı sonlandırılabiliyordu.

Bu anlattıklarım çok uzak bir geçmiş değil.
Otuz yıl öncesinin Türkiye’si.
Ama kısa sürede çok şey değişti.

Bugün TÜİK’in verileri tabloyu açıkça ortaya koyuyor: Nüfus artık hızlı risk sınırlarına geriledi.
Ortalama ilk evlenme yaşı her yıl biraz daha yükseliyor.
Erkeklerde 28,3, kadınlarda 25,8…
Bu bilgiler ışığında geçtiğimiz günlerde bekar bir meslektaşıma, artık sormaktan vazgeçtiğimiz o soruyu sordum:
“Neden evlenmiyorsun?”

İlerleyen evlilik yaşını ve bu rakamların bir tercihten çok bir zorunluluğu işaret ettiğini bilerek sordum. Aldığım cevaplar, istatistiklerin ne kadar gerçekçi olduğunu bir kez daha gösterdi.

Gençler evliliğe sırt çevirmiyor.
Sadece evlenebilmek için gereken maddi güce ya hiç ulaşamıyor ya da çok geç ulaşıyor.

Daha “birbirimizi isteyelim” denilmeden masraf maratonu başlıyor.
İsteme artık bir fincan kahveyle bitmiyor; 20 civarı tepsi baklavayla başlıyor. Daha yolun başında “alışılmadık” ama zorunlu görülen masraflar sıralanıyor.

Ardından nişan, kına ve düğün süreci geliyor.
Ve her adımda fatura biraz daha kabarıyor:

Gelinlik iki aylık asgari ücret,
kuaför masrafları üç özel günde (nişan, kına, düğün) neredeyse iki asgari ücret,
kına gecesi için yöresel kıyafet ve bindallı bir asgari ücret…
“Adettir” denilen kapı açılmıyor parası, sandık parası, yüzük makası, çeyiz taşıma derken liste uzayıp gidiyor.

Asıl yük ise bundan sonra başlıyor:
Minimum 100 gram altın, zincir, set, yüzük, küpe…
Yaz aylarında iki günlük düğün salonu 200 bin TL,
sanatçı en az 50 bin TL,
düğün çerezleri 40 bin TL…
Ev düzmenin maliyeti ise 800 bin TL’yi buluyor.

Bütün bunlar toplandığında ortaya çıkan gerçek şu:
Asgari ücretle çalışan ya da düzensiz geliri olan bir gencin evlenmesi matematiksel olarak mümkün değil.

Bu rakamlar yalnızca Siirt’e özgü değil; daha yükseği toplumun geniş kesimlerinde konuşulan, herkesin bildiği gerçekler. Üstelik evliliğin ekonomik yükü hâlâ büyük ölçüde erkeklerin omzuna bırakılıyor.
“Evi geçindirecek, düğünü yapacak, altını takacak” beklentisi, birçok genci daha baştan yarış dışı bırakıyor.

Kadınlar açısından tablo farklı ama aynı derecede sancılı.
Erkeğin bunca masrafına rağmen ev içindeki yükün büyük kısmının yine kendilerine kalacağı düşüncesi, evliliği cazip olmaktan çıkarıyor.

Sonuç kaçınılmaz:
Evlenme yaşı yükseliyor.

Bir zamanlar evlilik, iki ailenin buluştuğu bir mutluluktu.
Bugün ise çoğu genç için evlilik;
borçla yapılan bir başlangıç,
uzun yıllar sürecek bir ödeme planı ve ekonomik baskıların şekillendirdiği ağır bir karar hâline geldi.

Gençler evlenmeyi değil, bu yükü ne zaman taşıyabileceklerini bekliyor.

Elbette mesele sadece para değil.
Gençler artık uyum, saygı ve anlayış arıyor. Eğitim ve kariyer planları öne çıkıyor. Kadınlar bağımsızlıklarını korumak istiyor. Mutsuz evlilik örnekleri boşanma korkusunu büyütüyor. Erkekler ise altından kalkamayacakları sorumluluklardan kaçıyor. Evlilik dışı kadın ve erkeğin birlikte yaşayabilmesi veya ilişki anlayışının normalleşmesi de evlilik müessesini zayıflatıyor.

Ama bütün bu sosyal nedenlerin üzerine bu ölçekte bir ekonomik yük eklendiğinde sonuç değişmiyor:
Evlilik erteleniyor, yaş yükseliyor, bazıları tamamen vazgeçiyor.

Bugün evlenmek, doğal bir hayat adımı olmaktan çıkıp ağır bir finansal yüke dönüşmüş durumda.

Siirt benzeri bir çok Anadolu ilinde yaşayan gençler için evliliğin kutsallığı hâlâ var.
Ancak hayatlarının ilk adımını borçla, stresle ve “el âlem ne der” baskısıyla atmak istemiyorlar.

Eğer evlilik yaşı gerçekten düşsün, gençler yuva kursun isteniyorsa;
gösterişten uzak, masrafları makul, gençlerin gerçek gelirine uygun ve
“el âlem ne ister” değil, “iki insan neye hazır” sorusunu merkeze alan bir anlayışa ihtiyaç var.

Çünkü hiçbir genç, hayata önce borç ödeyerek başlamak istemiyor.