Kalemini yalnızca yazmak için değil, anlatmak için kullandı. Bir şehrin sevincini, sitemini, umudunu ve kimi zaman da sessizliğini satırlara taşıdı. Onun için gazetecilik bir meslekten ibaret değil; bir sorumluluk ve vicdan meselesiydi.
Yıllar boyunca yazdığı her yazıda aynı samimiyet ve cesaret hissedildi. Çünkü o, yalnızca olayları değil, insanı anlatırdı. Sokakları, çarşıları, kahveleri; hayatın içindeki sade ama gerçek hikâyeleri görünür kılardı. Bu yönüyle yalnızca günlük yazılar kaleme almakla kalmadı; Siirt’e dair pek çok yazılı eser bırakarak şehrin kültürel hafızasına kalıcı katkılar sundu.
Bu bağlılık, onun Siirt’e yaklaşımında da açıkça görülürdü. Şehrin adına büyük bir özen gösterir; hem Siirt’te yaşayanların hem de gurbetteki Siirtlilerin başarılarını sahiplenir, gururla okurlarına aktarırdı. Ulusal ve uluslararası medyada kendisine uzatılan her mikrofonda Siirt’i en iyi şekilde temsil etmeye çalışırdı. Şehre dair olumsuz bir durum söz konusu olduğunda ise tereddüt etmeden sahip çıkar, savunurdu. Pervari’ye ayrı bir sevgi duyar; Eruh’u, Tillo’yu, Kurtalan’ı, Şirvan’ı ve Baykan’ı da aynı içtenlikle kucaklardı. Gazetesi Mücadele’yi, dünyanın neresinde olursa olsun, Siirtlilere ulaştırmaktan büyük mutluluk duyardı.
Pazartesi günleri, yeryüzünün neresinde olursa olsun Siirt’e özlem duyanların, memleket hasreti çekenlerin Mücadele ile buluştuğu gündü. Mücadele Gazetesi ise Siirt’e sıla-i rahim için gelenlerin mutlaka uğradığı, şehrin nabzını hissettiği önemli duraklardan biriydi.
Cumhur Abi, Siirt’in yetiştirdiği önemli entelektüellerden biriydi ve bilgiye olan ilgisi hiç azalmadı. Nitekim Uluslararası Siirt Sempozyumu düzenleneceğini öğrendiğinde büyük bir heyecan yaşamıştı. Açılış ve kapanış oturumlarında konuşmacı olma teklifine memnuniyetle karşılık verdi. Sempozyum boyunca tüm oturumları dikkatle takip etti; adeta bir öğrenci titizliğiyle notlar aldı. Kapanışta ise bilime ve kültüre verdiği değeri şu sözlerle ifade etti: “Cumhuriyet kurulduğundan beri Siirt’te yapılmış en büyük hizmet.”
Kalemi keskin olduğu kadar dürüsttü. Yılmadan, çekinmeden yazdı; doğru bildiğini dile getirmekten geri durmadı. Bu nedenle yalnızca bir gazeteci olarak değil, bir şehrin vicdanı olarak hatırlandı.
Onu tanıyanlar için “Cumhur Abi” sadece bir yazar değildi; bir ağabey, bir dost ve çoğu zaman fark ettirmeden yol gösteren bir rehberdi.
Bana “Yazılarında en çok kimden etkilendin?” diye sorulsa, hiç düşünmeden sayacağım birkaç isimle birlikte onu da anarım. Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, dokundukları hayatlara da iz bırakır. Onların kelimeleri, kendilerinden sonra da yaşamaya devam eder.
Bugün kalemi susmuş olabilir; ancak bıraktığı satırlar hâlâ konuşuyor. Bir şehrin hafızasında, bir neslin zihninde ve yazıya inanan herkesin gönlünde yaşamayı sürdürüyor.
İnsan zamanla şunu anlıyor:
Bazı kalemler yalnızca yazmaz; bir şehri ayakta tutar.
Cumhur Kılıççıoğlu da o kalemlerden biriydi.
Ne var ki, Siirt’le bu denli özdeşleşmiş bir ismin hatırasının yeterince yaşatılmaması şehir adına önemli bir eksikliktir. “Ben Siirtliyim” diyen herkesin bu eksikliği hissetmesi gerekir.
Bugün Ali Çelik başta olmak üzere bazı isimler çeşitli şekillerde yaşatılırken, Cumhur Kılıççıoğlu’nun adını taşıyan bir cadde, sokak, kütüphane ya da konferans salonunun bulunmaması hem üzücü hem de düşündürücüdür. Daha da önemlisi, onun unutulması, Siirt’in kendi değerlerine sahip çıkma konusundaki zafiyetini gösterir.
Oysa onu tanıyanlar ve yazılarını okuyanlar çok iyi bilir:
Dile getirilen bu talep ne abartılıdır ne de gereksiz.
Aksine, vefanın en sade ve en haklı ifadesidir.
Vefatının sene-i devriyesini 25 Mart’ta idrak edeceğimiz Cumhur Abi’ye bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
25 Mart yaklaşırken, geriye bir isimden fazlası kalıyor:
Bir şehirle kurulan derin bir bağ, bir ömürlük emek ve susmayan satırlar…
Cumhur Kılıççıoğlu’nu rahmetle anarken, onu yaşatmanın aslında bu şehre sahip çıkmak olduğunu unutmamak gerekir.
Bazı insanlar aramızdan ayrıldığında değil, unutulduğunda kaybedilir.
Not:Cumhur Kılıççıoğlu’nun adı, Siirt’in vicdanında yaşamaya devam etmelidir. Gelin, sesimizi duyuralım, gündemde tutalım ve onu hak ettiği şekilde yaşatmak için bu yazıyı olabildiğince geniş kitlelere ulaştırarak adım atalım.