banner124

Bu haber kez okundu.

Dr.Sadık Top’un Kaleminden, Trombofili-Kardiyovasküler Hastalık Yatkınlık Paneli
banner146

Test içeriği: FV: Faktör V(G1691A), Faktör V(H1299R), Protrombin(G20210A), Faktör XIII(V34L), B Fibrinojen -455 G>A, PAI 4G/5G, HPAI a/b (GPIIb/IIa), MTHFR C677T, MTFR A1298C, ACE I/D, Apo B R3500Q, Apo E.  

Tanım: Trombofili paneli testi, kanın pıhtılaşmaya eğilim gösterdiği bazı kalıtsal hastalıkları araştırmak amacıyla yapılmaktadır. Rutin uygulamada en çok kalp-damar hastalıkları riskini belirlemede ve birden çok düşük (abortus) görülen olgularda nedenin araştırılmasında kullanılmaktadır.  Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması, gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği(IUGR) ile sonuçlanması gibi problemler ortaya çıkar.

Test İçeriğindeki Parametrelerin Biyolojik Fonksiyonu:

¨ Faktör V: Faktör V aktive edilmiş protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. Aktive protein C (APC), koagülasyon mekanizmasında faktör Va ve faktör VIIIa‘yı inaktive etmektedir ve böylece kanın koagüle olmasını (pıhtı oluşmasını) önler. 

¨ Protrombin: Protrombin, kan koagülasyon mekanizmasında faktör II olarak da bilinir. K vitaminine bağımlı olarak karaciğerde sentez edilen bir pıhtılaşma faktörüdür. Koagülasyon şelalesinin son aşamasında fibrino jeni fibrine döndüren reaksiyonda rol alır.

¨ Faktör XIII: Faktör XIII, fibrin monomerleri arasında çapraz bağlar oluşturmakta ve pıhtıyı fibrinolizise karşı daha dirençli hale getirmektedir.

¨ ACE geni: Anjiyotensin konvertin enzimi(ACE) kodlar. Vücutta su ve tuz kaybı olduğunda veya sempatik aktivasyon durumunda Karaciğerde sentezlenen ‘angiotensinojen’ böbrek juxtaglomerular aparatusundan salınan renin ile ‘angiotensin I’ e dönüştürülür. ACE, Angiotensin I’i  Anjiotensin II (AGT II)’ye dönüştürür. Anjiotensin II, güçlü bir vazokonstrüktör  etki gösterir ve adrenal kortekste aldosteron hormonunun salınımını uyararak su-elektrolit dengesini düzenler.  Böylece, anjiotensin-II renin-anjiyotensin sisteminde su-elektrolit dengesini ve kan basıncını regüle eden(düzenleyen) parametrelerden birisidir.

¨ Fibrinojen: Fibrinojen “faktör 1 olarak” da bilinmektedir ve koagülasyon sisteminde pıhtı oluşumunda, platelet agregasyonu ve fibrinoliziste (pıhtının çözülmesinde) aktif rol oynar. Fibrinojen koagülasyonun son basamağında trombin’in etkisiyle fibrin liflerine dönüşür. Fibrinojen trombosit membranında bulunan αIIbβ3 integrin (glikoprotein IIb/IIIa) ile etkileşime girer, bu durum trombosit agregasyonu(kümelenmesi) için gereklidir. Fibrinojen ayrıca faktör XIII ve plazmin için de bir substrattır Fibrinojen düzeyi trombin üretiminden fazla olduğunda antitrombin ve antikoagülan fonksiyona sahiptir. Oluşan fibrin pıhtısının yüksek oranda trombin bağlama potansiyeli vardır, trombin için fibrinin bu non-substrat bağlanma potansiyeli “antitrombin I” olarak tanımlanır. Antitrombin I (fibrin) trombin üretiminde önemli bir inhibitördür.

 ¨ Plazminojen aktivatör inhibitörü (PAI): Plazmin fibrinolitik sistem ve fibrin pıhtısının eritilmesinde esas enzimdir, fibrin ağının son yıkımı plazmin tarafından gerçekleştirilir. Damar içi fibrinolizis; plazminojenin tPA (doku plazminojen aktivatörü) tarafından plazmine çevrilmesi ile başlar ve PAI-1 ile inhibe edilir. Doku plazminojen aktivatörü (tPA)’nün ana düzenleyicisi, plazmada ve trombositlerin alfa granüllerinde bulunan plazminojen aktivatör inhibitör tip 1 (Pai–1)’dir. Yüksek PAI-1 aktivitesi fibrinolitik sistem aktivitesinin düşmesine neden olur.  PAI-1 konsantrasyonu yükselmesiyle fibrinolitik aktivite bozulmaktadır ve trombotik olaylara yatkınlık artmaktadır.

¨ MTHFR: Metilen-tetra-hidro-folat-redüktaz enzimi (MTHFR) sitoplazmik flavoprotein yapıda bir enzimdir. MTHFR enzimi folat metabolizmasında, metyonin sentezinde ve DNA metilasyonunda rol oynar.  Folik asit, homosistein metilasyonu ve nükleotid sentezi gibi birçok biyokimyasal yolakta görev alan bir vitamindir. MTHFR enzimi folat metabolizmasında, homosistein’in metyonin’e dönüşümünde 5,10- methylenetetrahydrofolate’ın metil (-CH3) vericisi olarak fonksiyon gösteren 5-methyltetrahydrofolate’a indirgenmesini katalizler. 5-MTHF DNA metilasyonu ve metiyonin sentezi için metil grubu sağlamaktadır.

¨ Human Platelet Antigen-1 (HPA-1): Trombosit(platelet) agregasyonunda(kümelenmesinde) rol oynamaktadır. Plateletlerin adezyon (ayapışma), aktivasyon ve agregasyonunda (kümelenmesinde) human platelet antijenleri (HPA) anahtar rol oynar.

¨ Apo B: LDL partikülü plazmada en önemli kolesterol transport lipoproteinidir. Kanda LDL’nin yüksek olması kalp-damar hastalıkları için risk olarak değerlendirilmektedir ve bu nedenle kandan hücre içine alınarak metabolize edilmesi gerekir. LDL partikülünün proteini Apolipoprotein B-100 (apo B-100) dir. Apo B-100 karaciğer yüzeyinde bulunan  glikoprotein yapıdaki LDL-reseptörlerine (LDL-R) bağlanarak reseptör-ligand kompleksi oluşturur ve bu kompleks endositoz ile hücre içine alınır ve böylece kandaki kolesterolün büyük kısmını içeren LDL hücre içine girmiş olur. Sonuçta, LDL oksidasyonundan kaynaklanan kalp-damar hastalıkları riski önlenir. 

¨ Apo E:   Apolipoprotein E (ApoE) vücutta yağların (lipitlerin) kan yoluyla dokulara veya hücrelere taşınmasında rol alan proteinlerden biridir. Kolesterolün ve trigliseitlerin normal metabolizmaları için esansiyel bir proteindir.

Klinik bilgi:

Trombofili panelindeki testler kan pıhtılaşması ile ilgili kalıtımla geçen hastalıklarla ilgilidir. Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması(inme, transiyent iskemik atak (TİA), gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği(IUGR)  ile sonuçlanması gibi sorunlar oluşur.

¨ Protrombin G20210A mutasyonu: G20210A gen mutasyonu kalıtsal trombofililerden (pıhtılaşma bozukluklarından) birisidir. Protrombin mutasyonu; fetal kayıpları, plasental ablasyonu, ağır preeklampsi ve intrauterin gelişme geriliği (IUGR)  görülme riskini artırmaktadır. Protrombin (Faktör II) pıhtılaşma mekanizmasında önemli rol oynar. Faktör II geni kromozom 11 üzerinde lokalizedir. Genin translasyona uğramayan bölgesindeki 20210 pozisyondaki Guanin (G) nükleotidinin yerine Adenin (A) nükleotidinin geçmesi sonucu plazmada protrombin düzeyi yükselir ve tromboz riski artar. Prothrombin 20210 mutasyonu Faktör V polimorfizminden sonra tromboz oluşumuna en sık neden olan polimorfizimdir. (Polimorfizm: Bir popülasyonda, farklı allellere bağlı olarak, genetik olarak belirlenmiş iki ya da daha çok alternatif fenotipin görülmesidir. Çok biçimlilik)

¨ FV: Faktör V(G1691A) mutasayonu: Faktör V Leiden mutasyonu kalıtsal trombofililerden (pıhtılaşma bozukluklarından) birisidir. Faktör V Leiden mutasyonu denilen durumda Faktör V geninde 1691. pozisyonundaki Guanozin (G)  nükleotidinin yerine Adenin(A) nükleotidinin geçmesiyle (G1691A)  bir nokta mutasyonu gerçekleşir. Bu durum ilk olarak Hollanda’nın Leiden kentinde çalışan bilim adamları (Bertina ve ark.) tarafından bulunmuştur. F V Leiden mutasyonu ve ona bağlı aktive protein C rezistansı (APCR) kalıtsal trombofililerin en sık nedenidir. Protein C'nin görevi aktif haldeki faktör V ve Faktör VIII'i inaktive etmektir. Faktör V'de Leiden mutasyonu denilen değişiklik olduğunda protein C tarafından inaktive edilemez yani protein C'ye karşı bir direnç (rezistans) oluşur. Buna Aktive protein C (APC) rezistansı denir. İnaktive edilemediği için aktif Faktör V miktarı artar ve aktif haldeki faktör V normalden daha yavaş yıkıldığı için kişide pıhtılaşmaya bir eğilim meydana gelir.

¨ Faktör V(H1299R) mutasyonuH1299R mutasyonunun (özellikle homozigot formu) Aktive protein C (APC) rezistansına neden olduğu bildirilmiştir. APC rezistansının, tekrarlayan gebelik kayıplarında kalıtsal trombozun en sık nedeni olduğu gösterilmiştir. Heterozigot Faktör V Leiden;  venöz tromboembolizm(VTE) riskini 7 kat artırırken, Faktör V H1299R mutasyonu ile birlikte görüldüğünde VTE riski ilaveten 3 kat daha artmaktadır. Heterozigot FVR2 varyantı, tekrarlayan gebelik kayıplarında kritik bir role sahip olup, risk faktörü olarak değerlendirilmesi önerilmektedir

¨ Faktör XIII(V34L) mutasyonu: Faktör XIII, fibrin monomerleri arasında çapraz bağlar oluşturur ve pıhtıyı fibrinolizise karşı daha dirençli hale getirir. Faktör XIII A alt ünitesinin birçok polimorfizmi bildirilmiştir. En yaygın görüleni 2.ekzon 34. bazda guanin (G) yerine timidin (T) değişimi sonucu proteinde valin amino asiti  yerine lösin amino asitinin  gelmesidir. Bu mutasyon sonucunda Faktör XIII’ün trombin tarafından aktivasyonu artar, daha hızlı fibrin stabilizasyonu söz konusu olur. Heterozigot taşıyıcılarda Faktör XII aktivitesinde hafif-oranda bir artışı söz konusu olurken, Homozigot olanlarda (lösin/lösin) önemli miktarda aktivite artışı olur. Faktör XIII valin /lösin polimorfizmi trombozdaki rolü çelişkilidir. İki çalışma valin34lösin allelinin azalmış enfarktüs riski ile ilişkilendirmiştir. Otopsi çalışmasında geçirilmiş enfarktüsü olanlarda %29, olmayanlarda ise %43 oranında tespit edilmiştir. Koroner anjiyografi amaçlı hastaneye yatan enfarktüs öyküsü olan hastalarda %33, olmayanlarda %45 sıklıkta valin34lösin polimorfizmi tespit edilmiş. Bir çalışmada valin34lösin polmorfizmi erkek hastalarda enfarktüs riski açısında bir fark sağlamamıştır. Bir koaogülasyon faktör olan faktör 13 ‘ün risk değerlendirmesindeki yeri yapılan çalışmalarca henüz kesinleşmiş değildir.  değildir.

¨ Beta Fibrinojen -455 G>A mutasyonu:  Fibrinojen molekülü bir homodimerdir, her bir yarısı üç adet identik olmayan polipeptid zincirinden (α-, β- ve γ-) oluşmaktadır. Fibrinojen molekülündeki bu üç zinciri 4.kromozomun uzun kolunda bulunan üç gen (FGα, FGβ ve FGγ) kodlar. Üç zincirin her birinin mRNA sı birbirinden bağımsız olarak sentezlenir, transkripsiyonlarını plazma fibrinojen seviyesi etkiler. FGβ geninde en çok dikkat çeken polimorfizm -455. pozisyonda guanin’in adenin’e (-455 G/A) değişimidir. FGβ zincirinin transktripsiyonunda G alllelinde daha sıkı bağlanma olmaktadır. Bunun sonucu olarak da G alleli taşıyanların plazmasında daha düşük fibrinojen düzeyleri olmaktadır. -455 noktasında G yerine A allelinin geçmesi ile IL–6 bağlantı noktasının proksimalinde değişiklikler olmaktadır. FGβ -455 G-A alleli genel popülasyonda %20 oranında mevcuttur ve plazmadaki fibrinojen konsantrasyon artışı ile ilişkilidir. Plazmadaki artmış fibrinojen düzeyleri, iskemik kalp hastalıkları ve strok(inme) ile olduğu kadar artmış venöz tromboemboli riski ile de ilişkilidir. Bu nedenle artmış fibrinojen plazma düzeylerinin hem arteriyel hem de venöz tromboz riskini artırdığı düşünülmektedir. Ancak bir akut faz proteini olan fibrinojenin düzeyi, enfeksiyon, travma, cerrahi, sigara içilmesi gibi pek çok başka nedenle de artmaktadır. Bu durumların kendisi de tromboza eğilimi artırmaktadır.

¨ Plazminojen Aktivatör İnhibitör–1 (Pai–1) Mutasyonu: PAI-1 geni polimorfik lokuslara sahiptir. Plazma PAI-1 seviyelerini etkileyen geninde promotorun -675. nükleotidde 4G/5G insersiyon/delesyon polimorfizmi ve -844 G/A tek nükleotid polimorfizmi gibi çeşitli polimorfizmler tanımlanmıştır. 675. pozisyonuna lokalize 4G/4G, 4G/5G ve 5G/5G insersiyon/delesyon polimorfizmleri en çok araştırılanlarıdır. Bu polimorfizm alelde 4 veya 5 guanin (4G veya 5G) nükleotid dizisine neden olur, ortaya çıkan farklı alleller PAI-1 ifadelenmesinde değişikliklere neden olur. PAI–1 gen mutasyonu 675. noktadaki tek baz çiftinin insersiyon /delesyon şeklindeki mutasyondur. 5G /5G varlığı en düşük, 4G/4G ise en yüksek plazma PAI–1 düzeyleri ile ilişkilidir. Plazma PAI-1 seviyesinde ve aktivitesinde artış tromboembolizm, fetal kayıp(abortus:düşük), Intrauterine Growth Retardation (IUGR), preeklampsi ve miyokart enfarktüsü  (MI) riskini arttırmaktadır. PAI 4G/5G mutasyonu özellikle protrombin gen mutasyonu ile birlikte görüldüğü durumlarda tromboz riskini arttırdığı ve erken dönem gebelik kayıplarına neden olduğu bildirilmiştir.

¨ Human Platelet Antigen-1 (HPA-1) mutasyonu [( HPAI a/b (GPIIb/IIa) ] mutasyonu:  Vasküler endotelyal bütünlükte hasar meydana gelirse, plateletler (trombositler) subendotelyal bölgeye adhere olur (yapışır) ve agregatlar (kümelenmeler) meydana getirir. Plateletlerin yapışma, aktivasyon ve kümelenmesinde anahtar rol oynayan platelet yüzey reseptörleri; human platelet antijenleri (HPA) veya platelet yüzey glikoproteinleri (GP) olarak adlandırılmıştır. Fibrinojen eşzamanlı olarak iki GpIIb/IIIa reseptörüne bağlanıp iki platelet arasında köprü fonksiyonu görür. Bu, platelet-fibrinojen-platelet bağlantısı Platelet agregasyonunu başlatır. Her platelet yüzeyinde yaklaşık olarak 40 000 ile 80 000 arasında GpIIb/IIIa reseptörü taşır, bu nedenle aktivasyon bölgesinde büyük platelet agregatları oluşur. Son olarak büyüyen platelet agregatları, çapraz bağlanan fibrinojen ile satibilize edilir. Platelet adhezyon, aktivasyon ve agregasyonun da platelet yüzey reseptörleri anahtar rol oynamaktadır. GP IIb/IIIa reseptörleri platelet yüzeyinde en yaygın bulunan reseptörlerdir. GpIIb/IIIa reseptörü 17. kromozomun uzun kolunda lokalize (q21-22) iki farklı genin ürünü olan αIIb (CD41) ve βIII (CD61) isimli iki alt birimden meydana gelmiştir. Trombosit kümelenmesinde trombosit-GP IIb/IIIa reseptörünün βIII alt birimi, fibrinojen bağlantısı için rol oynamaktadır. GpIIb/IIIa reseptörünün anormalliği veya yokluğu konjenital kanama diyatezi hastalıklarından biri olan Glanzmann Trombastenisi’ne neden olur. Platelet yüzey reseptörleri arasında günümüzde en fazla çalışılan GpIIb/IIIa reseptörleri ve bu reseptörlerin gen polimorfizmleridir. HPA-1 (Glikoprotein IIIa) (βIII) geni sekiz farklı allel içerebilir. Bunlardan ilk ikisi hariç diğerlerinin görülme frekansı çok düşüktür.

HPA-1a (PlA-1): Gen allelinde 33.konumda Lösin bulunur (%85 sıklıkla görülür). HPA-1b (PlA-2): Gen allelinde 33.konumda Prolin bulunur.(%15 sıklıkla görülür). HPA gen polimorfizmi platelet fonksiyonları üzerinde rol oynar. HPA-1b alleli artmış platelet reaktivitesi ile beraberdir. Pek çok çalışmada HPA1b allelinin koroner arter hastalığı ve stent trombozu için risk faktörü olduğu  ileri sürülmüştür.

¨ ACE İnsersiyon/Delesyon Genotiplemesi: Anjiotensin  Converting  Enzim (ACE), membran bağımlı bir glikoproteindir. Birçok damarın endotelinde bulunur, pulmoner damarlarda ise yüksek konsantrasyonlarda bulunur. ACE, anjiotensin-I'i anjiotensin-II'ye dönüştürerek kan basıncı düzenlenmesi ve elektrolit dengesi üzerinde önemli bir rol oynar. Böylece, ACE’nin bir çok fizyolojik veya metabolik olayda doğrudan ya da dolaylı etkisi vardır. ACE geni 17q23 bölgesinde yer alan, 26 ekzon ve 25 intron içeren 21 kb uzunluğunda bir gendir. ACE geninde 78 polimorfizm belirlenmiştir, bunların arasında en çok çalışılanı ACE insersiyon/delesyon (I/D) polimorfizmdir. ACE genindeki insersiyon (baz ilavesi) ya da delesyon (baz düşmesi, baz kaybı)  polimorfizmi  (I/D) gen sekansındaki bir tekrar dizisi ile ilişkilidir. ACE I/D polymorfizmi ACE geninin 16. intronun yerleşmiş 287 baz çifti uzunluğunda Alu tekrar sekansının varlığı (insersiyon) ya da yokluğu (delesyon) ile karakterizedir ve 3 farklı genotipi (D/D, I/D, I/I) ortaya çıkarmaktadır.  ACE I/I, I/D ve D/D genotiplerinin dağılımı coğrafya ve etnik kökene bağlı olarak farklılık göstermektedir. ACE geni I/D polimorfizmi birçok hastalığın başlangıcı ya da seyri ile ilişkilendirilmektedir. ACE I/D: Enzim seviyesi ara düzeydedir, trombotik olay riskini 5 kat arttırmaktadır ve tekrarlayan gebelik kayıpları için bir risk faktörüdür. ACE D/D: Trombotik olay riskini 11 kat arttırmakta, preeklampsi(gebelik zehirlenmesi) ve gebelikte hipertansiyon görülme riskini arttırmaktadır.

¨ ApoB R3500Q (Apo B-100) Mutasyonu: Apo B’nin genetik polimorfizmi plazma lipit düzeylerini etkilediğinden koroner arter hastalığı için risk faktörü oluşturur.

 LDL partikülü plazmada en önemli kolesterol transport lipoproteinidir. Kan dolaşımındaki kolesterol LDL partikülündeki Apo B-100’e bağlanarak reseptör-ligand kompleksi oluşturur ve bu kompleks endositoz ile hücre içine alınır. Apo B lipoproteinini kodlayan gen 2. kromozomun kısa kolunda yer alır (2p24-p23). Bu gende meydana gelen bir mutasyon LDL’nin karaciğerdeki LDL-reseptörüne (LDL-R) bağlama kapasitesindeki azalmaya neden olur, yani LDL hücre içine giremez ve plazma LDL-kolesterol düzeyi yükselir ve serbest radikaller tarafından oksitlenir.  Bu durum kardiyovasküler hastalık ve miyokart iskemisi ile risktir.  

Defectif (hasarlı) APOB ye neden olan üç mutasyon (Apo B R3500Q, Apo B R3531C ve Apo B R3500W) tanımlanmıştır. ApoB geninde ilk keşfedilen ve en sık görülen mutasyonlardan biri ApoB-100 R3500Q (apoBR3500Q) mutasyonudur, 26. exonda 10708. nükleotitde tek nükleotit transitionu (CGG to CAG) sonucunda 3500. kodondaki arginin glutamin’e değişir. Bu mutasyon Apo B proteininin LDL-R’ne olan afinitesini (ilgisini) %95 azaltır. Apo B R3500Q 10708 nolu noktadaki guanin yerine adenin gelmesi ile 3500.noktadaki arjinin glutamin’le değişir. Apo B R3500W 10707 nolu noktadaki sitozin yerine timin gelmesi ile 3500.noktadaki arjinin triptofan’la değişir. Apo B 3531C 10800 nolu noktadaki sitozin yerine timin gelmesi ile 3531. kodonda anginin sistein’le değişir. Genel popülasyonda R3500Q vee R3531C özelliklede Kafkas ırkında mutasyon sıklığı 1:500 -1:700’dir (%0,08). Aizheimer hastalarında (AH) %5-10 sıklıkta saptanır. FDB hastalarında kolesterol konsantrasyonu sıklıkla referans değerler arasında olduğundan FDB saptanmasının tek güvenilir yolu genotiplemedir. R3500Q mutasyonunun özellikle hiperkolesterolemi varlığında yüksek mortalite ve morbitide ile ilişkisi gösterilmiş.

¨ APO-E Genotiplemesi:  Apolipoprotein E (Apo E=protein, APOE=gen) , polimorfik bir proteindir ve 19. kromozomun uzun kolu (19q13.2) üzerine haritalanmış̧ 3.7 kb uzunluğunda, 4 ekzon ve 3 intron içeren APOE gen tarafından kodlanmaktadır. Apo E, 299 amino asitten oluşan, 34200 Da (Dalton) moleküler ağırlığına sahip bir lipit transport proteinidir. Sirküle eden kolesterol seviyesinin regülasyonu büyük ölçüde ApoE ile LDL-reseptörleri arasındaki özel ilişkiye bağlıdır. APOE genotipleri plazma kolesterol seviyelerinin belirlenmesinde rol oynamaktadır ve ateroskleoz gelişiminde etkili olduğu ortaya konmuş̧ en önemli  faktördür. Apo E geninin üç majör izoformu (ApoE ε2, ApoE ε3-atasal gen ve ApoE ε4) dahil olmak üzere, 60’tan fazla Apo E varyantı tanımlanmıştır. İnsanlarda en yaygın olarak görülen allel ε3 “wild type” (yabanıl tip, ankestral) dir, genotip sıklıkları ε3/ε3, ε3/ε4, ε2/ε3, ε4/ε4, ε2/ε4 ve ε2/ε2 seklinde sıralanmakla birlikte popülasyonlara göre farklılıklar göstermektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalar sonucunda sağlıklı popülasyonda APOE allel sıklığı; ε3>ε2>ε4 sırasıyla % 80, % 11,6, % 8,10 olarak saptanmıştır.

Apo E ε3 112. pozisyonda sistein aa.,158. pozisyonda arjinin aa.

Apo E ε4 112. pozisyonda arjinin aa.,158. pozisyonda arjinin aa.

Apo E ε2 112. pozisyonda sistein aa.,158. pozisyonda sistein aa.

   ApoE ε2/ε2: Vasküler hastalık riskini arttırdığı, Tekrarlayan gebelik kayıpları (TGK) için potansiyel risk faktörü olduğu bildirilmiştir. ApoE ε3/ε3: Tekrarlayan gebelik kayıpları için koruyucu bir faktördür. ApoE ε4/ε4: Kardiyovasküler hastalık (KVH)’larda ölüm riskini %40 arttırdığı gösterilmiştir ve TGK ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

 ApoE izoformlarının hücre yüzeyindeki ApoE bağlama reseptörleri için farklı affiniteleri vardır. ApoE ε3 ve ε4’ün bağlama afiniteleri birbirine yakın iken, ApoE ε2 diğerlerinin sadece % 1-2 si kadar bağlama kapasitesine sahiptir. APOE ε2 allel taşıyıcıları karaciğer LDL-reseptörlerinde upregülasyon düşük bağlama afinitesi sebebi ile kandan VLDL ve şilomikronu karaciğere  geçişi daha az olur. Bu kişilerde plazma kolesterol seviyesinde düşüklük ve kan dolaşımındaki trigliseridler seviyesinde yükseklik görülür. Hipertrigliseridemi hastalarında APOE ε2 allelinin anlamlı olduğu ve ε4 allelinin de hiperkolesterolemili hastalarda daha sık görüldüğü saptanmıştır. Hem hiperkolesterolemi hem de hipertrigliseridemi kardiyovasküler hastalık (KVH) patogenezine önemli etkileri olan klasik risk faktörleridir. ApoE’nin lipid seviyeleri üzerine etkisi çoğunlukla koroner arter hastalığı (KAH) riski üzerinde etkili olmaktadır. APOE ε2/ε2 homozigotların en yüksek trigliserid seviyelerine sahip olduğu gösterilmiş ve ε2 allel taşıyıcılarının %20 oranında azalmış KVH riski taşıdıkları sonucuna varılmıştır. APOE ε4 varyantına sahip olan bireyler daha yüksek KAH riski taşımaktadır. Tek bir APOE ε2 allel varlığının ne şekilde böyle bir avantaj sağladığının ayrıntılı mekanizması tam olarak anlaşılamamakla birlikte heparin ve HDL’nin artmış bağlama kapasitesinin revers kolesterol mekanizmasını hızlandırdığı düşünülmektedir. Total kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinin Apo E genotipleri ile lineer ilişkisi en azdan en fazlaya doğru ε2/ε2, ε2/ε3, ε2/ε4, ε3/ε3, ε3/ε4, ε4/ε4 şeklindedir.

 Apo E vücutta farklı yerlerde sentezlenir. APOE’nin eksprese olduğu organ sistemleri özellikle sindirim, endokrin, sinir, üreme sistemleri ve kısmen immün, üriner ve vizüel sistemlerdir. Plazma ApoE’sinin büyük bir kısmı beyinde Schwann hücreleri ve astrositler, dalak hücreleri, akciğerler, adrenaller, overler, böbrekler, karaciğer, kas hücreleri ve makrofajlar tarafından sentezlenir. Ayrıca yüksek konsantrasyonlarda intestinal sıvıda bulunur. Apo E’nin farklı hücre tiplerindeki varlığı, onun lipid transportu dışında, hücre büyümesinin ve farklılaşmasında, rejenerasyon ve immünolojik proçeslerde rol aldığına işaret etmektedir.

En çok bulunduğu doku:                                           

Laboratuvar İşlemi:         

Hastanın hazırlanması

Sonuç verme zamanı: 15-20 gün

Numune türü: EDTA’lı veya sitratlı tam kan  

Numune kabı: Mor kapalı tüp  

Numune miktarı: 5 mL

Numune alımı ve analize hazırlanması: Test için açlık veya tokluk  kanı alınabilir. Mor kapaklı veya mavi kapaklı  tüpe kan alındıktan sonra tüpün kapağı kapatılır ve yavaşça 5-6 kez alt üst edilerek kan ile antikoagülanın karışması sağlanır, hemen çalışılmayacaksa plastik tüpe konularak buzdolabında saklanır.  

Numunenin dayanıklılığı:  

Numune türü

Isı

Zaman

EDTA’lı veya sitratlı tam kan

Oda ısısı(15-25 0C)

7 gün

Buzdolabı(+2-+8 oC)

7 gün

Dondurucu(-20 0C)

14 gün

Dondurucu(-80 0C)

Tekrar tekrar dondurup çözmek molekülün denatürasyonuna neden olabilir, bu nedenle tekrar tekrar dondurup çözmekten kaçınılmalıdır.

Transport koşulları: Çalışılması için başka laboratuvara gönderilecekse soğuk zincir koşullarında (+2- +8 0C)  gönderilmelidir.                  

Numune ret kriterleri: Hemoliz, lipemi, ikter, heparinli tüplere alınan ve steril olmayan numuneler.

Çalışma yöntemi: Strip test       

Referans aralığı: Sonuç raporunda yorumlanır        
Klinik Kullanımı: Tromboz ve pıhtılaşma durmalarının değerlendirilmesinde, koroner arter hastalığı, akut miyokart enfarktüsü, periferik vasküler arter hastalığı, inme(felç),  tekrarlayan düşükler, bazal homosistein seviyelerinin yükseldiği tromboemboli veya anormal metyonin yükleme testinin değerlendirilmesinde, lupus-benzeri antikoagülanın, disfibrinojenemi, yaygın intravasküler koagülasyon (disseminated intravascular coagulation: DIC) ve fibrinolizin ve protrombin  G20210A mutasyonun saptanmasında kullanılır. Bu test ile birlikte Protrombin zamanı (PT), Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı (APTT), fibrinojen, D-dimer, protein S antijeni, protein C aktivitesi testlerinin de yapılması önerilmektedir.

Yanlış sonuç çıkması nedenleri: Numune alma, taşıma ve nakledilmesindeki uygunsuzluklar yanlış sonuçlar çıkmasına neden olur.

Dr. Sadık Top

Klinik Biyokimya Uzmanı

Siirt Hayat Hastanesi

(NOT: Bu test “Siirt Hayat Hastanesi Test Rehberi” adlı kitaptan alınmıştır. Bu kitap Hayat Hastanesi’nde hastalarımıza ücretsiz verilmektedir.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner148

banner152